








Bir afet yaşanmıştı biz de arkadaşımla yardıma gitmiştik. 6 gündür sahadaydık, çok yorulmuştuk ve yerimize başka iki arkadaşımız geçecek şekilde kendimizce nöbetimizi tamamlamıştık. Açık söylemek gerekirse İçimde "üzerime düşeni yaptım" duygusu vardı, görev yerine getirildi diye hissediyordum.
Aslında dönüş yolculuğu da kolay olmayacaktı. Afet sonrası uçuşlar yeni başlamıştı; havalimanı âdeta ana baba günüydü, uçaklar tıklım tıklımdı. İşte asıl hikâye orada başladı.
Bilet sıramızı beklerken, arkadaşım hemen bizim önümüzdeki anne-oğula dikkat kesildi. Yer olmadığı için uçağa binemeyecekleri. Anneyle konuşup durumu iyice anladı ve hemen telefonlar etmeye başladı. Hatırlı birkaç arkadaşını devreye soktu ve en sonunda iki kişilik yer buldu. Bulmakla kalmayıp biletlerin parasını da ödedi ve biniş kartlarını alana kadar anne oğul ile sırada bekledi.
Biz uçağımıza bindik, evimize döndük. Onları da kendi uçaklarına yürürken son bir defa uzaktan gördük.
O gün şunu net biçimde gördüm: Yardım etme konusunda insanlar üç gruba ayrılıyor: Birincisi kolay kolay kimseye yardım eli uzatmayan benciller; ikinci grup şartlar oluştuğunda yardıma hazır olanlar. Arkadaşımın da dahil olduğu üçüncü grup ise “Kime, nasıl yardım edebilirim?” diye etrafına bakanlar. Hayran olmamak elde değil, siz de yaşamış veya tanık olmuşsunuzdur: Karşılıksız ve kendiliğinden yapılan bir iyilik bu hayatta görüp görebileceğimiz en anlamlı şey. Yardımseverler benim kahramanlarım.
---
Şimdi aynı kategorileri iş hayatına ve her gün içinde çalıştığımız takımlara taşıyalım: İş hayatı sonuç odaklıdır; rekabet kaçınılmazdır. Takımların da tek bir amacı vardır, işi başarmak. Yardım etme kavramını tüm ahlaki boyutlarından soyutlayıp salt stratejik bir gözle baksak bile sonuç değişmez, ortak hedefe ulaşmak için birbirine destek olmak zorunludur. Yani yardımseverlik, iyi niyet meselesi olmaktan önce, takım çalışması yetkinliğinin temel taşıdır.
---
Ya liderlik açısından bakarsak? Sizce yardımseverler iyi liderler olabilirler mi? Yoksa doğası gereği, fazla yumuşak olmak liderliği zorlaştırır, diye mi düşünürüz… Tam tersi.
Kimi takımlar, kimi dönemlerde tam da bu karakterde bir lidere ihtiyaç duyar:
• Kendi duygu ve sezgilerine güvenir.
• Empati ve karizmasını etkin biçimde kullanır.
• Bilgiyi en etkin şekilde nasıl aktaracağını bilir.
• Başkalarının duygularını okur, liderlik tarzını buna göre şekillendirir.
• Büyük bir empati ve sıcaklıkla liderlik eder çünkü doğuştan insan odaklıdır.
• Dinler — gerçekten dinler. Bu yüzden güçlü ilişkiler ve sağlam takımlar kurar.
Evet ne dersiniz, yeterince yardımsever miyiz? 😊
Lider olarak. Takım oyuncusu olarak. Ve her şeyden önemlisi İNSAN olarak.

