Amerika başkanlık seçimleri 6 dakika önce tamamlandı.
- “Trump için üç tür insan var: Daha önce iş yaptıkları, şu anda iş yapmakta oldukları ve ileride iş yapabilecekleri.”
Gazeteci Afşin Yurdakul’un ağzından duydum bu cümleyi ve beni çok düşündürdü…
---
Şu anda okumakta olduğum kitap “polifonik” anlatım yapıyor. Bu terim Türkçe’de çok sesliliği ifade ediyor ve müzik alanında kullanılıyor. İngilizce’deyse, tüm bakış açılarının seslendirilmesi, tüm görüşlerin dile getirilmesi gibi bir kullanımı var. Kitap küçük bir Amerikan kasabasında geçiyor ve liseli bir kız cinayetini anlatıyor. İlk 60 sayfasında kasabanın kadın şerifinin ağzından dinliyoruz olayı.
İkinci bölüm başladığındaysa ben bir süre ne olduğunu anlayamadım çünkü başında herhangi bir açıklama falan yoktu. Sanki olay örgüsü kaldığı yerden devam edecekmiş gibiydi… Bir süre sonra idrak ettim ki, anlatıcı değişmişti! Olayı şerifin değil, bu sefer cinayet şüphelisinin gözünden görmeye başlamıştık. “Şüpheli” diyorum çünkü kitabı henüz bitirmedim, adamın günahını almayalım 😊
Şerifin ve şüphelinin ağzından bir cinayet öyküsü dinlemek, deyince aklınıza aksiyon filmi tarzında bir şey gelmesin. Kovalamacalar falan yok anlatılanlarda, tam tersine bu kişilerin oraya nasıl geldiği, kasabadaki hayatlarını nasıl yaşadıkları ve kişisel çelişkileri var. Yatayda değil dikey düzlemde ilerleyen bir kitap; derinlemesine, âdeta kazarak anlatıyor kahramanlarını…
Kitapta bana çok çarpıcı gelen kısmıysa, şu anda devam etmekte olduğum üçüncü bölümde okudum. Şüpheliyi geçici olarak yattığı hapishanede, ona eziyet eden hücre arkadaşı ve korkularıyla bırakmıştık ki, üçüncü bölümde bu sefer ölen genç kızın en yakın arkadaşının anlatımına geçtik: Küçüklüklerinden beri hep beraberlermiş, arkadaşlıklarının çocukluktan ergenliğe nasıl değiştiğini anlatıyor bölümün başında; onuncu sayfaya doğru bir yerde ise
- “Bıçaklanmış hapiste, hastaneye kaldırmışlar ama yaşama şansı düşükmüş"
…diyor. Önce kimden bahsettiğini anlamadım, çünkü hemen başka bir konuya geçti. Neden sonra fark ettim ki, bir önceki bölümde 50 sayfa kadar hikâyesini okuduğum şüpheliden bahsediyordu! Şüphelinin koca bir hayatı vardı, gayet insanca korkuları, hapishanede yaşadığı günlük sorunları ve hayatla ilgili çelişkileri… Oysa üçüncü bölümdeki kızın hayatında tek bir satırdı sadece, o kadar. “Bıçaklanmış. Yaşayacak mı belli değil.” Nokta.
---
Her gün bir sürü insanla etkileşime giriyoruz. Bazılarıyla çok özel anları paylaşıyor, hatta onlara kendi iç dünyamızın perdesini aralıyoruz. Birlikte düşünüyor, uğraşıyor, üzülüyor veya seviniyoruz. Ama polifoniye döndüğümüzde, o kişilerin anlatısında yalnızca tek bir satıra mı dönüşüyor tüm bunlar?
Konuyu bir de tekrar Donald Trump ölçeğine taşıyalım: Ya dördüncü bir kategori insan varsa onun gözünde ve bu “hiçbir zaman iş yapılamayacaklar” ise? 😊


