Dün gece İngiltere, Dünya Kupası üçüncülük maçında Fransa’yı 6-4 mağlup etti. Üstelik penaltılar falan da yok… Dahası, Fransa ilk yarıyı da 4-0 geride kapatmıştı! Artık Fransız milli takımı hakkında bugün neler yazılıp çizildiğini siz düşünün. 😊
Teknik direktör Didier Deschamps (Didiye Deşan) ise kariyerinin belki de en uç noktasını yaşadı. Zaten milli takımdan ayrılacağını çok önceden açıklamıştı. Ve kapanışı bu 6-4’lük yenilgiyle yapmış oldu. Üstelik Fransa, turnuvaya kupanın en büyük favorisi olarak gelmişti. Ancak yarı finalde İspanya karşısında çaresiz bir oyunla elenmekten kurtulamadı ve ardından da dün gece ezeli rakibine yenildi.
Bir yönetici gözüyle bakıldığında ise Deschamps’ın dün gecesi hepimiz için önemli dersler barındırıyor.
Aslen Bask bölgesi doğumlu olan Deschamps, futbolcu olarak da olağanüstü bir kariyere sahip. Marsilya ve Juventus ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanıyor. Fransız milli formasını 12 yıl boyunca giyiyor, Zidane’lı efsane kadronun değişmez kaptanı. 1998’de Dünya Kupası’nı kazanıyor. Teknik direktörlük kariyerinde de tam 14 yıldır Fransa’nın başında ve sayısız başarılar elde etmiş.
Macera arayan, oyunda sürekli sürprizler yapmaya çalışan bir profil çizmiyor. Bunun yerine pragmatik, sade ve kazanmaya odaklı bir yöneticilik anlayışı sergiliyor.
Özel hayatında da 41 yıllık eşiyle çok sıkı bir gelenekleri var: Eşi Claude milli maçlarda yedek kulübesinin hemen arkasında, hep aynı yerde oturuyor. Çünkü Didier ayağa kalkıp hafifçe arkasına döndüğünde eşini tam orada görebilmeyi istiyor.
Şimdi bu noktada dün gece yaşananlara geri dönelim:
Yöneticinin 3. Görevi
Maç öncesi soyunma odasındasınız. Karşınızda, İspanya yenilgisinin utancıyla ezilmiş, birazdan çıkacakları formalite maçı için yüreklerinde kolay kolay motivasyon bulamayan, dünyaca ünlü ve deli gibi zengin 20 genç adam var. Onlara ne söylersiniz?
Yönetici olarak göreviniz iletişim ve motivasyondur.
Büyük resmi göstermek, bağlam kurmak, insanların yapacakları işle ilgili amaç ve anlam bulabilmeleri için hem akıllarına hem de kalplerine hitap etmek...
Hayır öyle yeri göğü inleten bir motivasyon konuşması hayal etmeyin. Asıl mesele ikna etmek, inandırmak, içtenlik ve güvendir bu noktada.
Yılmazlık Yetkinliği
Belli ki ilk görevde başarısız olmuşsunuz çünkü takım ilk yarıda 4 yemiş!
Tam da bu noktada yöneticinin yılmazlık yetkinliği devreye girer. Çünkü işin başındaki kişi olarak siz, yenilgiyi asla kabullenemezsiniz.
Söylemesi kolay, kulağa da oldukça havalı geliyor. Ama gerçek hayatta sergilenmesi en zor yetkinliklerden biridir yılmazlık.
Çünkü her şeyden önce çok öfkelisinizdir. Haklı olarak oyuncularınıza kızmak istersiniz. Fakat o öfkenin de bir dozu vardır. Kendinizi kontrol edemeyip o sınırı aştığınız anda insanların size olan güvenini kaybedersiniz. Artık aynı gemide oldukları lider değil, yenilgiyi ve sorumluluğu üzerinden atmaya çalışan, oyuncularını suçlayan bir yabancıya dönüşürsünüz. Bu hissin geri dönüşü de yoktur. Size bir daha asla eskisi gibi güvenmezler.
Liderlik
Liderlik ise hiçbir zaman sadece konuşmaktan ibaret değildir.
Deschamps, devre arasında tam dört oyuncu değiştiriyor. Verdiği mesaj çok net: “Yeni bir planımız var. Bu plan işleyecek ve istediğimiz sonucu alacağız. Plana güvenin, birbirinize güvenin, kendinize güvenin.”
Yani yalnızca konuşmak değil; gidişatı değiştirecek somut bir adım atmak, takıma yeni bir yol göstermek ve değişimin mümkün olduğuna onları inandırmak.
Diplomatik İletişim
Maç bitmiş. Skor 6-4.
Canlı yayında kamera karşınızda, mikrofon burnunuzun dibinde... Şimdi ne diyeceksiniz?
Belki daha da zoru, soyunma odasında takımınızla baş başa kaldığınızda ne söyleyeceksiniz?
Evet, yaşananlar ortada. Ama siz bunları nasıl anlatacaksınız?
Çünkü yapacağınız analiz ve kuracağınız cümleler, yaşananlarla ilgili oluşacak kanaati belirleyecek.
Eğer diplomatik iletişim yetkinliğini gösterebilirseniz... Yoksa, tıpkı İspanya maçında olduğu gibi, bütün suçu hakeme yüklemeye çalışan güçsüz bir yönetici olarak algılanırsınız.
“İkinci yarı bizim için adeta yeni bir maç gibiydi. Nitekim arka arkaya üç gol bularak maçı çevirdik. Sergiledikleri güçlü ve yürekli tavır için bütün oyuncularımla gurur duyuyorum.
Maçın sonunda tüm riskleri aldık. Çünkü bu takımın hedefi hiçbir zaman “makul bir skorla yenilmek” olmadı. Kazanmak için saldırdık ama golü bulamadık. Sonrasında oyuncularımız yine pes etmedi ve aynı iniş çıkış bir kez daha yaşandı.
Oyuncularımı tenzih ediyorum. Tüm sorumluluk bana ait. İkinci yarıda onlardan istediğimden çok daha fazlasını yaptılar. Kimse vazgeçmedi. Son üç dakikaya kadar inancı canlı tuttular.”
-
İş hayatı da böyle...
Sonuç ortada. Anlatıyı ne kadar iyi yönetirseniz yönetin, yine de çok eleştirileceksiniz. Kariyeriniz de kurumunuz da bu kötü sonuçtan zarar görecek.
Ama siz yöneticilik yapmaya devam edeceksiniz.
Birlikte çalıştığınız insanlar ise sizi doğru ve güvenilir bir kişi olarak hatırlayacak.
İşte asıl önemli olan da bu. Kendinize olan güveni kaybetmemek, doğru yoldan sapmadığınızı bilmek ve bunun verdiği özgüvenle yolunuza devam edebilmek... Başarı yolculuğunu sürdürmek.
Bakalım bundan sonra Deschamps ne yapacak? Bence çok büyük bir kulübün başına geçecek. 😊
Biz ise hayatımızda bir adım daha atacak, daha da iyi bir takım kuracak ve onu daha da iyi yöneteceğiz.


