Bu hafta A Milli Futbol takımımız Romanya’ya karşı oynadı. Çok önemli bir maçtı çünkü Haziran’da yapılacak Dünya Kupası’na katılmak için galibiyet gerekiyordu. Tek maçlı eleme sisteminde de, kendi sahanızda oynasanız bile riskler her zaman çok yüksek, zira yenecek sürpriz bir gol her şeyin sonu olabiliyor. İşte bu resim içerisinde size anlatacağım şey… Tribünler.
Eski adıyla maçın oynandığı İnönü Stadı, Beşiktaş tarafından yeni yapılmış ve son derece modern bir futbol arenası. Özel tasarımı sayesinde, tribünleri dolduran taraftarlar âdeta sahanın üzerine dökülen bir çağlayan gibi görünüyor ve kırılan desibel rekorları sayesinde rakipler büyük baskı altına alınıyor İnönü’de… Yani önemli bir milli maç için mükemmel bir yer seçimi.
Diğer yandan şunu da bilmek gerek ki, 10 yıla yakın bir süredir milli maçlarımızın çoğunu artık İstanbul değil Anadolu’da oynuyoruz. Federasyonu bu kararı almaya iten unsur, İstanbul’daki futbol seyircisinin aşırı kulüpçülük yapması ve milli forma altında olsa bile rakip takımın oyuncusunu ıslıklaması. Yani bir üst kimlik olması gereken Türk Milli formasının altından yer yer Fener/GS renklerinin su yüzüne çıkması. (Gerçi yan yana ve birlikte tezahürat ettikleri çok güzel görüntüler de olmuyor değil 😊)
Sorunları halının altına süpürmek çözüm değil, İstanbul’da oynamak bence isabetli bir karar... Bu kararı aldıktan sonraysa gerisi TAKIM ÇALIŞMASI:
En büyük ve en önemli takımımızın hangisi olduğu konusunda en ufak bir tereddüt olmadan, bu takımın menfaatlerini sarsacak hiçbir bencillik, grupçuluk, egomanyaklık yapmadan, ortak amaç ortak hedef için hep birlikte hareket etmek.
Hâlâ futboldan mı bahsediyoruz? Tabii ki hayır. Bu savaş ortamında güvende kalmak, sosyal ve mali açıdan sefalet çekmeden yaşamak, Ulu Atamızın söylediği gibi ebediyen hür ve bağımsız kalmak bu büyük takımın ortak hedefi.
Bu birlikteliği maçta sağlamak çok daha kolay çünkü bir tabela var ve maçın sonucu orada yazıyor: 1-0. Kazandın, takım başarılı oldu. Oysa büyük resimde “ülkemizin geleceği” gibi beylik bir laf söylemek kolay; bunu bir ortak hedefe dönüştürüp hep birlikte tek bir takım, tek bir güçlü yumruk olarak gidebilmek ise son derece zor! Skor tabelasına öyle bir şey yazmak gerek ki, başarıp başarmadığımızı hepimiz anlayabilelim. Hiçbirimizin şüphesi kalmasın maçı kazanmak için ne yapmak gerektiğine.
Başlığımıza dönersek “En Güçlü Olduğumuz An” tribünde hep birlikte durup “Türkiye” diye bağırdığımız an. Eğitimi, geliri, dünya görüşü ne olursa olsun hep birlikte aynı formayı giyebildiğimiz 90 dakika. Maçı kazansak da kaybetsek de çok güçlü oluyoruz çünkü hepimiz aynı şeyi hissederek yaşıyoruz o dakikaları; maç bitişinde dışarı çıkarken de çok yakın hissediyoruz birbirimize çünkü hepimiz aynı durumdayız.
Ne dersiniz, ülkemizin skor tabelasını yazabileceğimiz ve bizi ortak hedef altında birleştirecek şeyler sizce neler?
Çünkü biz iyi bir TAKIMIZ, yeter ki ortak hedef konusunda net olalım.
MERAKLISI İÇİN EĞİTİM NOTLARI
Bir takım yönetiyor ya da bir takımın içinde çalışıyorsunuz. O takımı daha verimli kılmak için neler yapabilirsiniz?
TAKIMINIZIN ORTAK HEDEFİ NET Mİ?
Diğer bir deyişle “takımın skor tabelasında” ne yazıyor? Ne yapılırsa maçın kazanılacağını, yani bu takımın nasıl başarılı olacağını tüm oyuncular net bir şekilde biliyorlar mı?
Gelin birlikte bir deneme yapalım:
👉 Yönetim takımımızın hedefi 2026 yılında şirket cirosunu %40 arttırmak olsun.
Birinci Soru: BU BİR HEDEF Mİ YOKSA ULAŞILMAK İSTENEN BİR ÇIKTI MI?
✍ Ulaşılmak istenen bir çıktı. Yıl sonunda kâğıt üzerinde geçen yılki 1 yerine, 2026’da 1,40 yazdığını görmek istiyoruz.
✍ Peki bu bir hedef değil mi? Hayır değil.
Takımlarımız (ve liderlik) açısından ilk büyük yanılgı bu noktada başlıyor çünkü hedef dediğiniz şey aslında ne yapmanız gerektiğini tarif eden bir yönergedir.
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri”
…ne yapılması gerektiğini çok net ifade eder: Akdeniz’e ulaş. Burada elde edilmek istenen çıktı ise düşmanı yurttan kovmaktır.
✍ Voleybol maçında mola alıp antrenörün oyuncularına “sayı alın” demesi anlamsızdır. Evet ulaşılmak istenen çıktı odur, ama antrenörden beklenen o sayıları nasıl alacakları konusunda oyuncularına hedefler koyması, yani yapılacak işi basit ve net anlaşılır bir hâle getirip, hep birlikte takım hâlinde uygulanması mümkün kılmasıdır:
“Sayı almak için 1 blok yapmaya ihtiyacımız var, blok yapabilmek için de serviste çok risk alacağız. Servis kaçırmak sorun değil, ama karşılarlarsa bizim bloğumuz açısından kolay hücumlar gelecek ve biz de o sayıları blokta alacağız”
…dediğinde oyuncu ne anlar? 1) Servise yüklen. 2) Blokta çok dikkatli ol
✍ Ciroyu %40 arttırabilmek için ilk hedefimiz müşteri verisi ve geribildirimi toplamak. Tüm departmanlarımızdan önümüzdeki 2 hafta içinde bize veri toplamalarını bekliyoruz: Finans, kalite, pazarlama, üretim, satış… Tüm departmanlar veri ve geribildirim getirecek.
İkinci hedefimiz bu verileri hep birlikte analiz edip, önümüzdeki çeyrekte hangi ürünlere öncelik vereceğimize belirlemek olacak.
Üçüncü hedefimiz ise bu ürünleri müşterimize nasıl anlatacağımızı belirlemek olacak.
✍ İşte bu netliği sağladığımızda artık yönetim takımının bütün üyeleri maçı kazanmak için nasıl oynamaları gerektiğini biliyorlar. Ne yaparlarsa takıma katkı vermiş olacaklar, ne yapmazlarsa gol yenmesine yol açabilirler artık çok net.
İkinci Soru: HEDEFE ULAŞMAK İÇİN TAKIMIN BÜTÜN OYUNCULARI ÜZERLERİNE DÜŞENİ YAPIYORLAR MI?
Bir başka yazımızda da bu konuyu ele alacağız. Ama bu konudaki takım başarısı yanıtını zaten biliyoruz: Kontrol etmek. Yani herkesin üzerine düşeni yaptığından emin olmak.
Ama nasıl? 😊
İşin zevklendiği nokta burası çünkü klasik yanıt “yönetici tüm takım üyelerini kontrol eder” oluyor. Oysa çok daha iyisi var, o da takımın kendi kendini kontrol etmesi.
Bunun örneklerini gördüyseniz ve bizzat yaşadıysanız lütfen benimle paylaşın.


