İki hafta sonra bir takım kampım var ve artık başka hiçbir şey düşünemez oldum! Sürekli yeni sahneler ekliyorum takım çalışmalarına kafamda, yeni bir malzeme, yeni bir soru, başka bir bilgi… Toplam 20 saat kadar sürecek bu macera için en iyisini ve en doğru kıvamı bulmaya çalışıyorum.
Katılımcılar o gün orada birbirleriyle tanışacaklar, farklı şirketlerden geliyorlar. Yaş grupları da eğitimleri de farklı.
Tek bir ortak noktaları var aslında: O gün orada olmayı istemek.
Nereden mi biliyorum? Çünkü hepsiyle tek tek tanıştım ve uzun uzun konuştum. İstedikleri şeyin bu kamp olduğundan, öylesine bir merakla değil gerçek bir “talep” ile geleceklerinden bilgim ve görgümün el verdiği ölçüde emin olmaya çalıştım. Bazı kişilere de açık açık söyledim bu kampın kendisi için doğru seçenek olmayabileceğini…
Tüm bu hayhuy içinde eskilere gitti aklım: İlk yaptığım takım kampı hangisiydi sahi? Emin değilim. Ama henüz 2000’li yıllar değildi, onu biliyorum 😊
Gümüldür’deki miydi, akşam plajda kamp ateşi çevresinde otururken, özel kostüm mağazasından aldığım kurt adam maskesiyle araya karışıp çığlıklar attırdığımda, Tibet’in beni oturduğu yerden judo darbesiyle sırt üstü yere serdiği kamp mıydı acaba ilki? Yoksa Teos’un tepesinde, Hititler’in başkenti “Panku” adıyla Pınar ve Murat ile tek tek metinlerini yazdığımız mıydı?
Yaptığım en büyük takım kampı hangisiydi peki? Sahi bir takım çalışmasının büyüklüğü neyle ölçülür ki? Katılımcı sayısı mı, bütçe mi yoksa içinde barındırdığı renkli sürprizler mi… Ama aklıma hemen Kapadokya gelir, her sahnesinde Mustafa’yla birlikte, filmin gün batımı çekimlerinde “Filiz” in kıvırcık peruğu, “Adil Usta” videosunun kahkahaları, yağmur altında pikniğin lezzeti… (İsimleri saklıyorum, yalnız MİA KAPA takımına ait o hatıralar).
Peki en zoru hangisiydi ? Herhalde Beyrut’taki ikinci buluşma “MEASSION Impossible”. Yoksa Bodrum’da yelkenli guletlerle 100 kişi denize çıkıp yelken bastığımız “Good Win(d) 7” günü mü? Hemen hepsinde olduğu gibi Volkan ile… Ama o gün Ozan da vardı, Erol Ağabey de. Deniz’in sayesinde.
25 Yılı aşan bu sürede yaptığım takım kamplarının hepsi farklı yerlerde ve farklı şekillerde gerçekleşti. Dalyan’da Caretta Caretta’lar ile, Kaz Dağları’nda, Aspendos’ta sonsuz taş merdivenlerde, Alaçatı’da Çağla Kubat ile rüzgâr sörfünde ya da Ortaköy’de boğazın üstünde bale patikleriyle… Gaziantep, Denizli, Adana'da.
Ama hepsinde aynı olan bir şey de var:
Birlikte takım olduğumuz hiç kimseyi unutmamak.
İşte 2 hafta sonra İstanbul’da da bunlar olacak. Burak’la, Rıza’yla… İrem’le. Henüz kimse farkında değil, ama ben biliyorum. İş Sanat’ta, rengârenk ve cam duvarlı salonun içinde, armut koltuklarda, kitapçıda neler yaşanacak? Ne kadar kahkaha atılacak veya ne kadar başarma telaşı yaşanacak? Ama sonunda takım arkadaşlarımın yüzünde göreceğim ifadeyi biliyorum.
Hayat boyu birbirimizle ilgili neler hissedeceğimizi de 😊
25 Yıldır bu takımları kurmak için bana güvenen ve takım arkadaşım olan tüm dostlara selam olsun.



