Bugün kariyerimizde yaşadığımız en büyük zorluklardan birini çözeceğiz birlikte.
Her iş günümüz daha kolaylaşacak bu sayede…
Adım adım ilerleyelim:
✍ Her hafta işte en çok görüştüğümüz-konuştuğumuz 3 kişiyi belirleyelim;
✍ Bu kişiler ortağımız, meslektaşımız veya bize bağlı çalışan olsun. Tedarikçi ya da müşteri de olabilir; ama üstümüz ya da patronumuz değil.
✍ Şimdi de bunlar arasında bizi en çok zorlayan kişiyi belirleyelim. En çok çekişme ve iletişim sorunu yaşadığımız ortağımız, meslektaşımız ya da çalışanımız, tedarikçimiz ya da müşterimiz kim?
Evet artık bir isim var elimizde ve yazının devamını bu kişiyi düşünerek takip edeceğiz.
- - -
1997’de Steve Jobs, on yılı aşkın süre önce kapı dışarı edildiği Apple’a geri döndüğünde şirket iflasın eşiğindeydi. İlk işi insanları değerlendirmek oldu. Tasarım ekibinin başında İngiliz bir tasarımcı vardı: Jony Ive.
Ive, Jobs’ın gelişiyle birlikte kendisinin gideceğinden emindi. Şirketin mühendislik odaklı kültüründe boğulan Ive ayrılmayı düşünüyordu. Jobs’ın daha ünlü biriyle çalışmak istediği bilindiğinden, ilk görüşmeye cebinde istifasıyla gitmişti.
Ama ne o toplantıda ne de sonrasında istifayı masaya koymadı.
Ve asıl büyü, bunun ardından yaşanan günlük ritüellerde oluştu. İkili pazartesiden cumaya neredeyse her gün birlikte yemek yedi; kimi gün Apple’ın kantininde, kimi gün dışarı çıkarak. O yemekler Apple için değildi. Bir hedefi yoktu, sunum yoktu, karar alınacak madde yoktu. Sadece iki insan ve bir masaydı. Ama o masada Ive, Jobs’un bir domatese nasıl baktığını gördü, onu bir meyve olarak değil, şeklini, rengini, dokusunu bütünüyle hissedişini izledi. Ve patronunun dünyayı nasıl gördüğünü yavaş yavaş öğrendi.
Bazı öğleden sonraları birlikte tasarım stüdyosuna geçiyorlardı. Ürün konuşmadıkları anlar bile vardı. Sadece yan yana yürüdüler, baktılar, düşündüler.
Her gün tekrarlanan o yemekler, o öğleden sonra yürüyüşleri, prototiplere birlikte bakılan sessiz dakikalar…
Bu ilişki iMac’i, iPod’u, iPhone’u ve iPad’i dünyaya getirdi. İkisi birlikte 200’den fazla patentin üzerinde isim sahibi oldu.
- - -
Şimdi zorlandığımız kişiye geri dönelim. Belki yukarıda anlatılanları herkesle yapamayız, ama 1 kişiyle yapabileceğimiz kesin. Birlikte en iyi “takım” olmamız gereken kişiyle daha iyi anlaşabilmenin püf noktası zaman geçirmek. Ama sonuç odaklı olmadan. Yani bir sorun çözmeye, bir ürün geliştirmeye, bir karar vermeye çalışmadan yalnızca konuşarak, bazen susarak, yürüyerek geçirilecek zaman.
Çözümün altında yatan formül şu:
🍅 Sana önem veriyorum = Seninle zaman geçiriyorum
🍅 İşe değil, sana önem veriyorum = Seninle iş konuşmak zorunda değiliz
🍅 Birlikte zaman geçirdikçe seni daha iyi anlıyorum, sen de beni daha iyi anlıyorsun = Birbirimize daha fazla güveniyor ve birbirimizle daha iyi iletişim kurabiliyoruz.
🍅 Daha fazla güven ve daha iyi iletişim = Daha az zorlanma ve daha başarılı takım çalışması.
(Evet gördüğünüz üzere bu formülün simgesi anlatıda adı geçen “domates” oldu 😊)
- - -
Son olarak somut bir eylem adımı ile bitirelim:
.Yarın
.Kiminle
.Nerede ve tahminen ne kadar
…zaman geçireceğiz?
“Nasıl” ın yanıtı zaten belli 😊 Hedefsiz, keyifli ve ferah bir şekilde.


