Adamın göz kapakları bir anda açılır. Yeşil gözleri önce boş bakar, yattığı yerden yüksek ağaçlar görmektedir. Ama hemen ardından yüzü acı ve panikle kasılır, bayıldığını hatırlar. Zorlukla ayağa kalkıp sendeleyerek yürümeye başlar. Seslerin geldiği yöne doğru birkaç adım attıktan sonra ağaçlar biter ve bir plaj çıkar karşısına… Daha birkaç saniye geçmeden, ekranda aniden alevler içindeki yolcu uçağının enkazı belirir! Plaja saçılmış yaralılar çığlık çığlığa yardım yardım istemektedir.
Lost dizisinin açılış sahnesini hatırladınız mı? 2004’te yayınlanan pilot bölüm tam 18 milyon izleyici toplamış ve 200 ülkede yayınlanan bir fenomene dönüşmüş. İlk defa bir dizi internette bu kadar çok etkileşim almış, Lost’ta ne olduğunu anlamak için izleyiciler altı yıl boyunca yazıp çizmişler.
Rakamları şimdilik bir kenara bırakıp, Lost’taki “takım çalışması” kısmına geçelim:
👉 Sizce bu kazazedeler ne zaman ilk defa “takım” olmuştur?
Yaralılara ilk yardım yapılır, tam bir karmaşa söz konusudur. Yardım gelmesini beklerken akşam düşer, birkaç ateş yakılır… Gecenin ilerleyen saatlerinde, aniden ormanın derinliklerinden gelen korkunç bir sesle irkilir herkes! Çok büyük bir hayvanın çığlığı mı yoksa dev bir makinanın uğultusu mu olduğu ayırt edilemeyen bu ses, hepsini korkudan iliklerine kadar titretir. Gecenin karanlığında, bilmedikleri bir yerde ve bilmedikleri bir “şey” le karşı karşıyadırlar.
İşte takım olmanın ilk adımı da bu korkudur. Uçak kazası geçiren bu bir grup insan, büyük bir tehdide karşı kendilerini savunabilmek için birlik olmak gerektiğini hissetmişlerdir.
Takımın 2 şartından biri olan “ortak amaç” böylece gerçekleşir. Bir grup insan, takıma dönüşmeye başlar.
Ertesi sabah bir kavgayla uyanılır, iki kişi âdeta öldüresiye dövüşmektedir. Diğerleri araya girer ama bağrışmalar sürmektedir; yolculardan başka bir tanesi taraflardan birini destekler, diğeri de bu sefer kavga ettiği kişiyi bırakıp bu üçüncü kişiye hakaret etmeye başlar. Bunu yaptığı anda da “Jack” ve birkaç diğer yolcu “hooop” diyerek onu sustururlar. Kavga iki kişi arasında olmaktan çıkıp ortak bir tepkiye dönüşmüştür artık.
İşte takım olmanın 2. adımı da burada gerçekleşmiş olur: Ortak kurallar.
Kavga ettin, öfkelendin tamam ama hepimize kabadayılık yapamazsın. Aksi durumda dışlanırsın.
Hemen ardından da bu bir grup insanın iyi mi yoksa kötü bir takım mı olacağına dair ilk sinyaller gelmeye başlar:
Susturulan kişi Jack’e “kahraman doktor, herkes senin dediğini mi yapacak” diye sataşır: Ego geldi .
🧨 Kötü takım uyarısı.
Kavga yatışmaya yüz tutarken bir kişi “su bulmamız” gerek der. Hemen ardından başkaları da onu destekleyip “ben bu tarafa giderim” diye katkıda bulunur… Sonuca, diğer bir deyişle ortak amaca odaklanma.
🌹 İyi takım sinyali.
İyi ve kötü takım sinyallerini işimizde de hergün görüyoruz. Ama farkında olmak yetmez, takımı iyileştirmek de gerekir.
Ne dersiniz maceraları bu şekilde başlayan Lost ahalisi dizinin devamında iyi bir takım sınavı verdi mi sizce? 😊
(Bu kısım yalnız bülten üyelerine ve Substack takipçilerine özeldir)
Meraklısı İçin Takım Çalışması Eğitim Notları
👉 ORTAK AMACI SAĞLAMAK
“Nasıl olsa bir ortak amacımız var” diye düşünmeyin. Belli belirsiz bir olgudan değil, herkeste güçlü hisler uyandıracak kadar etkili ve somut bir ortak amaçtır takımları takım yapan.
Bu çeyrekte satışlarımızı %15 arttıracağız, demek bir hedef koymaktır. Oysa “biz aramızdan kimseyi kaybetmemek için sonuna kadar birbirine sahip çıkan bir takım olacağız” demek ortak amaçtır.
Ancak dikkat, hiçbir ortak amaç sonsuz değildir, sınırlı bir raf ömrü olduğunu unutmamak ve bu süre dolmadan amacı tazelemek (ya da değiştirmek) gerekir 😊
👉 ORTAK KURALLAR
“Şirkette nasıl olsa bir sürü kural var” diye düşünmeyin. Örneğin “yeni fikirlere destek olmak” çok güzel bir takım kuralı olabilir. Bir şirketin bütününde uygulamak çok zor olmakla birlikte, bu kuralı kendi küçük takımımızda rahatlıkla yerleştirebiliriz. “Toplantıya son gelen fıkra anlatır” da çok iyi olabilir örneğin…
Kurallar yalnız takım düzenine değil, takımı bir arada tutmaya ve diğerlerinden ayrıştırmaya da yarar. Takım aidiyeti ve “biz farklıyız” hissi de bu sayede oluşur…
Diğer yandan kurallara uymayanların takımda kalamayacakları bilgisi de son derece kritiktir. Bu takımda olmak hakkedilmesi gereken bir şeydir, değerlidir.
👉 EGO
Eğitimlerimizde söylemeyi sevdiğimiz bir formüldür: Misafirliğe gittiğimiz eve girerken ayakkabılarımızı çıkardığımız gibi, takıma girerken de egomuzu dışarıda bırakmamız gerekir”.
Ego göstergesi olan duygusal çıkışlar, çekişmeler ve duygusal tepkiler takımın âdeta turnesol kâğıdıdır. Bunları gördüğümüz yer iyi bir takım olamaz…
Egoları en azından takım içinde aşmanın yolu “ortak hedefi” anımsatmaktır. Sonuç odaklı davranıp, kimin ne yaptığına veya ne söylediğine değil, bizim yaptığımız şeyin sonuca ulaşmayı kolaylaştırıp kolaylaştırmadığına odaklanmak gerekir. Yani bizim yaptığımız ya da söylediğimiz şey takımın ortak hedefine katkıda bulunuyor mu? Takım menfaatine mi? Yoksa sadece çekişmeleri arttırıp hepimize zaman mı kaybettirecek?
👉 DESTEK ve KATKI
Tıpkı ego gibi, destek ve katkı da takımın turnesol kağıdıdır: Bunları gördüğümüz yer iyi bir takımdır.
Takımdaki bir kişinin yaptığını ya da söylediğini desteklemek yapıcı bir davranıştır ve hepimizin ortak menfaatinedir. En azından eleştirmemek ve yargılamamak… Evet, bazen yalnızca susabilmek bile iyi bir takım oyuncusu olmak demektir 😊
Peki kötü fikirlere veya yapılan hatalara hiçbir şey demeyecek miyiz? Mutlaka diyeceğiz, ama zamanlamaya ve ortama dikkat ederek! Eleştirilerimizi, herkesi yeni bir fikir bulmak için uğraştığı ortamda değil, iş yapılıp bitirildikten sonraki değerlendirme toplantısında (post mortem’de) söylemeliyiz. “Bir sonrakinde daha iyisini nasıl yapabiliriz” diye sorduğumuz ve herkesin birlikte bu sorunun yanıtını aradığı ortamda hataları dile getirebiliriz. Hemen ardından mümkünse bir çözüm de önererek…


