“Bir insanı konuşturmak sanattır” dediğimde aklınıza ilk ne gelir? Öyle koçluk falan değil, benim gözümde direk sorgu odaları ve işkence sahneleri canlanıyor. Oysa 2014 Yılında The Guardian ‘ın haberleştirdiği Amerikan Senatosu raporuna göre işkence doğru bilgi sağlamıyor. Evet mahkûmu “konuşturuyor” ama alınan bilgiler güvenilir olmuyor… Buna karşın, 2. Dünya Savaşı sırasında bir Nazi sorgu subayı olarak görev yapan Hanns Scharff ‘ın adıyla anılan ve hiç soru sormadan bilgi almaya dayalı teknik çok daha etkili olabiliyor. Scharff bu teknikle esir düşen müttefik pilotlarından, doğrudan soru sormayıp onlara mahkûm muamelesi yapmadan düzenli bir şekilde ve en önemlisi “güvenilir” istihbarat topluyor. Tabii püf noktası bu teknik için uzun zaman gerekmesi…
Casusluk ve savaş bir kenara, iş dünyasından da biliyoruz ki:
✍Baskı ve korku değil, kontrolde olma duygusu karşılıklı etkileşimin yolunu açıyor;
✍İnsan kendini güvende hissettiğinde daha fazla konuşuyor, daha fazla açılıyor.
Scharff, esir pilotlarla resim sohbetleri ve yürüyüşler yaparak bilgi aldı; iş hayatında da “conversational leadership” adında bir teknik var (izninizle “Muhabbetli Liderlik” olarak çeviriyorum 😊).
Bu teknik iletişimi, istenen sonucu elde etmek için kullanılan bir “araç” olmaktan çıkarıp, işin kendisi olarak görüyor. Yani asıl yapılması gereken şey iyi bir muhabbettir ve o muhabbet sayesinde:
📕Kollektif akıl çalışır,
📕 Akıl ve izana dayalı kararlar alınır.
Önce konuşup sonra eylem adımı atma yaklaşımı yerine, muhabbetin kendisi eylemin bir parçasıdır diyor.
Eğer iki kişi arasındaki iletişimse konumuz, iyi sorular sorabilmek altın değerinde. İşte benim en sevdiklerim:
🤳Bu konuda en çok canını sıkan şey ne? (Devam sorusu da: Sence neden bu kadar etkiliyor seni?)
🤳Sence bu konuda sonuç almak için avantajların neler? (Devam sorusu: Hangi yetkinliklerini devreye sokmalısın?)
Ama tabii sorulardan da daha değerli olan, karşımızdaki konuşurken bizim nasıl dinlediğimiz.
Takım içinde “muhabbeti” sağlamak ise biraz daha teknik bir konu çünkü ortak bir kabul, yani azıcık da olsa “takım kuralları” gerektiriyor. Ama eğer o ortam oluşmuş ve toplantıyı yönetme ya da takım çalışmasına benim çok sevdiğim ifadeyle “divan başkanlığı” yapma imkânı doğmuşsa:
🌹Herkesin söz alacağını ve duyulacağını garanti eden,
🌹Söylenenlerin ortak hedef çerçevesinde analiz edileceği, ama kişinin söyledikleri nedeniyle yargılanmayacağını hissettiren bir yaklaşım gerekiyor.
Ne dersiniz, takımlarımız içinde bu muhabbettin önüne geçen en büyük engel yetersiz yöneticiler/patronlar mı yoksa gerçek bir takım olamamak mı?
Herkesin kendini rahat ifade edebildiği ortamlarda yüzler gülüyor, iyi hisler herkese sirayet ederek daha yapıcı ve üretken sonuçları ortaya çıkarıyor.
Ne diyelim, Allah muhabbetimizi arttırsın 😊



Amin