İş yerinizde sizi insanlıktan çıkaran “habis ruhlar” ile nasıl baş edersiniz?
Apple şirketinin 1983 yılına gidiyoruz: Başarı gelmiş ve ciro ilk defa 1 Milyar $ seviyesine ulaşmış. Steve Jobs henüz 28 yaşında ama şirketin kurucu ortağı ve yönetimde büyük söz sahibi. Yönetim kurulu ise onu düzensiz, sabırsız ve insanları aşırı zorlayan bir yönetici olarak gördüğünden, PepsiCo CEO’su John Sculley transfer ediliyor.
Hikâyemizin başrol oyuncusu olan bu ikili, 1984’te Macintosh’un piyasaya çıkışıyla birlikte artık açık açık şirket içinde bir güç mücadelesine girişiyorlar. Bir yanda vizyoner ve şapkadan tavşan çıkaran kurucu, diğer yandaysa yönetişim konusunda kendini kanıtlamış, güvenilir ve sistemli bir CEO.
Mücadelenin jürisi rolündeki yönetim kurulu, satışların beklendiği gibi gitmemesinin de etkisiyle, 1985’in Mayıs ayında CEO’yu destekler ve kurucuyu pasifize eder.
Jobs bu duruma yalnız birkaç ay dayanabilir ve Eylül’de şirketten ayrılır. Ama hikâye henüz bitmemiştir çünkü Jobs bundan tam 12 yıl sonra, çok zor durumdaki Apple’a geri dönerek şirketi dünya birinciliğine taşır. Bu süre zarfındaysa Sculley çoktan gitmiştir.
“CEO habis ruhluydu” diyeceğimi düşünüyorsanız aldanıyorsunuz 😊
Sizi patron karşısında küçük düşürmeye çalışan, arkadaşlarınıza sürekli dedikodunuzu yapan, sizin yaptığınız işin başarısını sahiplenen o arkadaş var ya, ben ondan bahsediyorum. Hani size hayatı zehreden ve içinizi kurutan…
Habis ruhun bizim hikâyemizle kesiştiği nokta, Sculley’nin yönetim kuruluyla
düzenli ve sakin ilişkiler kuruyor olmasıydı. Jobs ise, belki provoke de edilerek oluşan öfkesiyle insanları korkutuyor ve onları karşısına alıyordu.
📢 Dikkat: İletişim yetkinliği mücadelede baş rolde.
Gerçekten çalışan, iyi niyetle uğraşan ve performans sergileyen kişinin büyük bir avantajı var: Diğer taraf bunları asla yapamıyor. Onun hayatta kalabilmek için tek yolu bizi kötü göstermek.
🧨 Doğru zamanda, doğru kişiye, doğru hikâyeyi anlatabilmek gibi son derece tehlikeli bir silahı var! Bizim görevimiz de yaptıklarımızla, somut veri ile, çalışılan saatler ve en sonunda da elde edilen sonuçlarla bu silahı etkisiz hâle getirmek.
Yalnız performans “ben işimi iyi yapayım da gerisi beni ilgilendirmez” değil, iletişim yetkinliği de şart.
Peki sonuç garanti mi, “iyiler” hep kazanır mı? Hayır 😊
Sonuç içinde bulunduğumuz kuruma bağlı. Eğer liyakatle yönetilmiyor, performans yerine Bizans oyunlarına prim veriliyorsa yapacak bir şey yok.
Ama içimiz rahat olsun: Bu kurum başarısızlığa mahkûm. Yani eğer orayı terk etmek durumunda kaldık veya işten atıldıysak, hakkımızda hayırlısı olmuş demektir. Çünkü hashtag#habisruhlar kendileri iş yapamadıkları gibi, içinde bulundukları ortamda iyi ve doğru iş yapılmasını da engellerler.
🍅 Aynı tezgahtaki iki domates gibi, ÇÜRÜK olanın tek şansı yanında daha iyisinin olmamasıdır.
Şimdi gelelim asıl soruya:
Bizim yönettiğimiz ortamlarda bu arkadaşların olup olmadığını nasıl anlıyoruz? İpuçları neler? 😊



Nelerdir?