Her gün çalıştığımız iş gerçek bir “takım” olsaydı, bakın neler farklı olurdu:
🤳 Daha az ve daha iyi yaşlanırdık; sinir-stres bizi bu kadar tüketmezdi.
🤳 Kariyerde şu anda bulunduğumuz noktaya çok daha hızlı gelirdik.
Bu ilk soru yanıtlaması kolay olandı 😊 Hepimizin içten içe bildiği şeyler ne de olsa…
O zaman şimdi gelelim zor soruya:
“Bizimki bir takım mı, değilse de nasıl olur?”
Howard Schultz, Starbucks’ı anlatırken hep ilk kahve dükkânlardaki takım ruhuna döner:
“Orada kahve satmıyorduk.
Birbirine bakan, birbirini kollayan insanlar vardı.”
😈 Buradaki tuzak o kahve “dükkânını” bir takım olarak görmektir; yani her gün dükkân açıldığında orada hazır bir takım bulacağını sanmak.
Doğrusu ise, o gün orada çalışacak insanlarla her gün yeni bir takım kurulacağıdır.
Evet dükkândaki olumlu kültür ve yüksek aidiyet hissi her gün yeni bir takımın kurulmasına büyük katkı yapar, ama tek başına yetmez.
O gün için de çaba harcanması, takım olmaya özen gösterilmesi ve zaman ayrılması gerekir.
Google’ın eski CEO’su Eric Schmidt, şirketin ilk yıllarını anlatırken özellikle şunu söyler:
“Google’da bir şeyi bilmiyor olmak ayıp değildi.
Sormamak ayıptı.”
Yalnız gerçek takımlarda insanlar rahatça soru sorar ve yardım ister.
😈 Diğerlerinde de bunlar zaman zaman olur ama istisna olarak kalır; çünkü hemen ardından kendini bir garip hisseder, tanımlayamadığın bir şekilde pişman olursun yaptığına.
“Takım tuzağı” böyle bir kültür zaten var diye, bunun hep böyle devam edeceğini düşünmektir. Hayır, sorulan her sorudan sonra takım çalışması tekrar sınanır. Soru sorulduğunda dudak kenarındaki istemsiz bükülmeyle gelen küçümseme onu mahfeder; oysa “bu konuyu hepimiz adına açıklığa kavuşturduğun için teşekkür ederim” sözleri takımı güçlendirir.
Takımı bu testlerde her gün ve her defasında yönetmek gerekir. Kendi başına bırakırsak erozyon onu adım adım tüketir ve ne zaman yok olduğunu anlamayız bile…
Sam Walton, Walmart’ın büyümeden önceki hâlini anlatırken:
“İlk mağazalarda Müdür kasaya geçerdi, yönetici kamyon indirirdi.
Kimsede “benim görev tanımım” cümlesi yoktu.”
😈 Doğrusu ve iyisi bu mudur? Hayır, görev bölümü ve uzmanlaşma daha verimlidir. Ancak kriz zamanlarında bir grup insanı “takım” dan ayıran özelliklerden biridir ne gerekirse yapmak. Turnusol kâğıdı testi gibidir bireyler için o kriz anı, takımın oyuncusu olup olmadığını birkaç saniye içinde görürsünüz.
Takım oyuncusu olma hissi kendiliğinden ortaya çıkmaz, varsa da öylece muhafaza edilmez.
Doğrusunun ne olduğunu her fırsatta bizzat yaparak göstermek, doğruyu övgü ve iltifatla desteklemek gerekir.
Bazı işler vardır, ayrıldıktan sonra bile anlatılır. Çünkü orası sadece çalışılan bir yer değil, bizi büyüten, bizi biz yapan bir yer olmuştur.
❓ Siz böyle bir yerde çalıştınız mı? Neler kaldı oradan yüreğinizde?
İlla patron ya da yönetici değil, sıradan bir oyuncusu olarak “takım olmak” için her gün 1 yeni yanıt daha bulmak dileğiyle 😊


