Çocuklara takım sporlarında öğrettiğimiz ilk şey, antrenörün verdiği taktiğe göre hareket etmektir. Takım çalışması ister spor sahasında olsun ister iş hayatında başarının anahtarıdır. Çünkü herkes ayrı telden çalarsa, ne savunmada ne hücumda uyum sağlabilir ve başarısızlık kaçınılmaz olur.
Basketbolda saha kenarında her savunmayı yöneten coach'lar görürüz. Futbolda ise Pep Guardiola gibi, oyuncularına sahada yapmaları gereken her hareketi ezberleten teknik direktörler...
İş hayatında durum daha da nettir çünkü ne yapacağımız bize bir müşteri veya yönetici tarafından kesin bir şekilde söylenir. Biz ve bağlı olduğumuz takımın görevi, bu işi en iyi şekilde yerine getirmektir.
Ne yapacağımız tamam, ama ya nasıl yapacağımız da bize söyleniyorsa?
İşte bu noktada işler değişir. Kendimizi nasıl hissederiz?
• Bir kukla gibi mi?
• Bir robot gibi mi?
• Yetkinlikleri ve bilgi-becerileri yeterli görülmeyen bir acemi gibi mi?
İş hayatında bizi motive eden 3 unsurdan biri ÖZERKLİK duygusudur.
Maharet de bireyin özerkliği ile takımın uyumu arasında doğru dengeyi tutturmaktır.
Özerklik, belki ne yapacağımızı değil, ama:
• Nasıl yapacağımızı,
• Ne zaman yapacağımızı,
• Ne kadar sürede yapacağımızı belirleyebilme özgürlüğüdür.
Bu özgürlük bize kendi işimizi yapma hissini ve “liderlik sergileme” fırsatını verir.
Verilen görevi yerine getiren basit bir dişli olmaktan çıkıp, işini yöneten ve inisiyatif alan kişiye dönüşürüz.
Voleybolda bazı antrenörler oyuncularına servisi nereye atacaklarını söyler, hatta pasörlerin nereye pas vereceğini bile dikte etmeye çalışırlar! (Eski bir pasör ve antrenör olarak buna ne kadar isyan ettiğimi özellikle belirtmek isterim 😊) Oysa bir oyuncunun gelişmesi için antrenörün ona güvenmesi ve onu sezgilerini kullanmaya teşvik etmesi gerekir. Çünkü fark yaratan dahiyane paslar ve unutulmaz goller, oyuncuların sezgileri ve öznel yargıları sayesinde ortaya çıkar.
Başarılı takımlar, net bir stratejiyle birlikte oyuncularına güvenen ve onların liderlik becerilerini ortaya çıkarmalarına imkân tanıyan yöneticilerle büyür
Şimdi soruyu bir de tersine çevirelim:
. Bağlı çalıştığımız yönetici bize bu özerklik alanını tanıyor mu?
. Biz o alanı yöneticimizden talep ediyor muyuz?
. Ve bu özerkliği talep edebilmek için konuyla ilgili teknik bilgi-beceri ve yetkinlik seviyemiz yeterli mi?
Ne dersiniz, bu üç seçenekten hangisi bizim için en geçerli olanı 😊
MERAKLISI İÇİN EĞİTİM NOTLARI - YÖNETİCİLİK
❓ Bir iş verirken, ne yapılması gerektiği konusunda işi vereceğimiz kişinin de fikrini alıyor muyuz?
❓ Ne yapılacağı belirlendikten sonra, nasıl yapılacağı konusunda da hemen konuşmaya mı başlıyoruz? Yoksa fikrimizin sorulmasını mı bekliyoruz...
❓ Nasıl yapılacağı konusunda susup, hata riskinin yüksek olduğunu bile bile bu “öğretici hata” nın yapılmasına sabır gösterebiliyor muyuz?


