“Hastalığın kendisini değil, semptomları tedavi etme hatasına düşme”
Bu sözü bir önceki yazıda işin başındaki kişiye söylemiştik, etkili liderlik edip takımın endişesini giderebilmesi için. Şimdi aynı sözü gene aynı kişiye söylüyoruz, ama bu sefer tamamen kendisiyle ilgili olarak.
İşin başındaki kişi biz isek, yönetici sıfatıyla da olsa girişimci de olsa, takım moralini yükseltme işi de bize düşüyor demektir. Arka arkaya birkaç sayı kaybedildiğinde “haydi kızlar – haydi beyler” demesi beklenen kişi kaptandır. Başka biri de yapabilir bu toparlama hamlesini ama başarma şansı en yüksek olan biziz, çünkü en güçlü konum bizimki takım içinde, herkes bunu bizden bekliyor. Takımın bu gücü ve kararlılığı hissetmeye ihtiyacı var.
Böyle bir giriş yaptıktan sonra “liderlik stratejileri” başlıklı 3 madde mi bekliyoruz…
İnsanın içinde "iyi bir his" olmadan başarılı işler üretemiyoruz. Olumlu olmamız, içinde bulunduğumuz ortamda da kendimizi güvende hissetmemiz gerekiyor ki daha fazlasını ve daha iyisini yapabilelim.
"Zor Durumlarda Liderlik" bölümümüzde işin başındaki kişinin yaklaşımını konuşmuştuk, neler yaparsa ve nasıl yaparsa işin başarı şansını arttırabileceğine odaklanmıştık (Bk. Kendinin Lideri 80. bölüm).
Bu defaysa işin başındaki kişinin takım üzerindeki etkisine odaklanacağız. hashtag#Lider in olumsuza dönmüş bir hissiyatı nasıl geri döndürebileceği, takımı nasıl daha umutlu bir hâle getirebileceğine dair somut önerilerle...



