Yönetici veya iş sahibiysek şu anda 2025 bütçesini yapmakla uğraşıyoruzdur. Zaten bir yılı aşkın süredir işlerimiz zorlanıyor, ama bütçeyi yaparken insan geleceği düşünüyor ve büyüyen değil, stagne olacak veya küçülecek rakamlar yazmak daha da kötü bir his. Bu senaryonun içinde “umut” yaratmak, önümüzdeki yıla dair motive edici hedefler koymak hiç kolay değil.
Yaşanan zorlukların takıma yansıması bütçeyle sınırlı değil tabii ki, her şeyden önce söylentiler var. Başka bir doza ulaştığında “dedikodular” hatta daha da tırmandığında manipülasyonlar… “Maaş zammı yapılmayacakmış, işten çıkarmalar olacakmış”. Takımın endişesi dediğimiz şey işte bu olumsuz ruh hâli. Geleceğe dair duyulan güvensizlik, bu nedenle yaşanan iç çekişmeler, verimsizlik ve en nihayetinde kaçınılmaz olarak gelen başarısızlık.
İşin başındaki kişi olarak #takımınendişesi ni giderecek olan da biziz, öyleyse hemen başlayalım:
✍ Hastalığın kendisini değil, semptomları tedavi etme hatasına düşme:
✔ Normal zamandaki gibi, yapılan hataya takılıp, düzeltici aksiyon alarak ilgili kişinin üzerine gitmekle zaman kaybetme, kök neden olan “umutsuz” durumu değiştirmeye odaklan.
✔ Takım içinde hatalar ve eksiklerden bahsedip gündeme onları yerleştirme; ana gündem maddesini “yapılacaklar/hedefler” ekseninde tut.
✔ Tedaviye takımdan değil, kişiden başla.
Yönetici / iş sahibinin takım endişesine karşı elindeki en güçlü silah 1/1 iletişim.
Bu dönemlerde herkesle iletişimimizi arttırmamız, baş başa konuşma ortamları yaratmamız gerek çünkü hepimizin güven tazelemeye ihtiyacı var… Sonuç odaklı olmayan, yani kafamızdaki bir gündem maddesini çözmeye çalışmayan, tam tersine “süreç odaklı” ve karşımızdaki kişiyi konuşmanın merkezine koyacak görüşmeler yapmalıyız.
#Birebir görüşmenin başarı anahtarı da dinlemek. “Ben bunu iyi yaparım zaten” demeyelim, çünkü dinleme bir #yetkinlik ve
📢 Hepimiz Her Gün Biraz Daha İyisini Yapabiliriz
Endişe ne kadar derinse, dinlemenin de başarı çıtası o kadar yükseliyor. Karşımızdaki kişinin neler yaşadığını, sorunlarının neler olabileceğini bildiğimizi düşünmek en büyük hata. Tamamen açık, hatta meraklı bir şekilde dinlemek, sabırla sormak gerek. Yanıt vermek veya çözüm aramak değil, anlamak, duymak, durumu paylaşmak buradaki amaç.
Gerçekten dinleyince hisler değişiyor. Önem verdiğini, saygı duyduğunu gösteriyorsun. Güven tazeleniyor… İyi hisler geri gelmeye başlayınca umutsuzluk da gücünü kaybediyor. Sizin kim olduğunuzu, kendisine nasıl baktığınızı ve ne kadar önem verdiğinizi anımsamaya ihtiyacı var herkesin. Çünkü zor dönemde işin başındaki kişi dışarıda oluyor, müşteri ya da kaynak peşinde koşuyor ve araya mesafe giriyor. Ayak üstü sohbetler yetmemeye başlıyor. Uzaktan çalışanlarımızla uzun Zoom görüşmesine, ofistekilerle hiç kesintiye uğramayacak kapalı kapı sohbetine ihtiyacımız var.
Peki gerçekten dinledik, sonra ne diyeceğiz?
O da kolay 😊 İsterseniz yorumlarda devam ederiz, isterseniz bir başka gün bir başka yazıda.


