Hep beraber bir düşünce deneyi yapalım.
Organik bir bilgisayar virüsü üretilmiş ve tüm ülkeyi yapay zekâya dönüştürmüş. Üstelik ilginç bir virüs bu — yalnızca o ülkenin vatandaşlarını etkiliyor, yabancılara bulaşmıyor. 😊
Yayılım %100 ‘e ulaşmış. Virüsten etkilenmeyen tek bir kişi dahi kalmamış ülkede. Ama işte ilginç kısım burada başlıyor.
Virüs var, ama özgür irade de var — ya da öyle sanılıyor
Anlaşılmış ki insanlar bu virüse rağmen özgür iradeleriyle hareket etmeye devam edebiliyor. En azından öyle hissediyorlar.
Bünyedeki yapay zekâ insanın karar verme mekanizmasını yönetiyor, ama ortada bir robotlaşma yok. Yani bir yerden talimat geliyor da sen onu uyguluyor değilsin, tıpkı eskiden olduğu gibi ölçüp biçip kendin karar alıyorsun. Sanki…
Yöneticiler krizi fırsata çeviriyor
Ülkenin seçilmiş yöneticileri hâlâ iş başında. Kendileri dahil herkesin virüs tarafından ele geçirildiğinin de farkındalar. Kalıcı bir çözüm bulmanın uzun zaman alacağını görünce, bu süreyi ülkenin lehine kullanmaya karar veriyor ve diyorlar ki:
“Madem biz artık yapay zekâ gibi olduk ve onun gibi karar alıyoruz,
o zaman kendimize doğru komutlar verelim. Bakalım ne olacak.”
Bu fikri buldukları için son derece mutlu oluyor ve kendilerini tebrik ediyorlar. Ardından da ilk komutu yazmak için oturup düşünmeye başlıyorlar.
İlk karar hızlı geliyor: Önce stratejiden başlamalıyız.
Başlamadan önce atılması gereken adım
Tam o sırada masadan haklı bir itiraz yükseliyor: Strateji oluşturmak için doğru bilgiye ihtiyaç var. Doğru bilgi ve kesin veri olmadan karar alınamaz.
Herkes ikna oluyor ve ilk komut yazılıp yayınlanıyor:
“Değerli vatandaşlar, herkes kendi uzmanlık alanındaki doğru ve kesin bilgileri paylaşsın. Ardından bu alanda dünyanın geri kalanına ilişkin elindeki karşılaştırmalı bilgileri de eklesin.”
Yapay zekâ süratine ulaşmış olmanın gücüyle bu bilgiler tüm vatandaşlardan akmaya başlıyor. Dakikalar içinde tüm ülkenin verisi toplanıyor. Yöneticiler hayret, şaşkınlık ve hayranlık duyguları arasında gidip gelirken ikinci komut hızla yazılıyor:
“Değerli vatandaşlar, hep birlikte muazzam bir bilgi havuzu oluşturduk. Şimdi de onu hep birlikte analiz etmemiz gerekiyor. Herkes tüm alanlardaki karşılaştırmalı verilere baksın ve ülkemizin en avantajlı olabileceği on konuyu belirlesin.”
Analiz daha uzun sürüyor, sonucu da beklenmedik şekilde çıkıyor
Tahmin edeceğiniz gibi analiz aşaması daha meşakkatli. Tüm halkın beyin gücüne sahip olsanız bile bu kolay bir iş değil. Üstelik bu sefer tek bir sonuç çıkmıyor ortaya; ilk on konusunda herkes hemfikir değil. Yani tek bir doğru yok.
Yöneticiler buna da çabuk çare buluyor. Yapılan analizlere dayanarak üç farklı senaryo üretiyorlar. Dünyada olup bitecek gelişmelere göre hangisinin devreye gireceği belirleniyor:
Birinci senaryo ile başla. İklim krizi 2035’ten önce yüzde elli artarsa ikinci senaryoya geç. Göç krizi veya savaşlar bugünün iki katına çıkarsa üçüncü senaryoyu devreye sok.
Böylece rekor zamanda, halkın tam katılımıyla ve şeffaf bir şekilde strateji belirlenmiş oluyor. Alınan karar coşkuyla karşılanıyor, bu şeffaflık vatandaşların stratejiye olan inancını da azami düzeye taşıyor. Diğer bir deyişle, bu strateji uygulanırsa milletçe hem güvenli hem mutlu bir gelecek yaşanacağına herkesin inancı tam.
Sıra geliyor uygulamaya 😊
Ve işte o an masa sessizleşiyor
“Stratejiyi hayata geçirmek için yazılması gereken ilk komut ne olmalı?”
Bu soru sorulduğunda odaya derin bir sessizlik çöküyor. Kimse bir şey söyleyemiyor… Neden sonra, karar alınamayacağı anlaşılınca şu öneriye razı olunuyor:
“Hepimiz etraflıca düşünelim, bir hafta sonra tekrar toplanırız.”
- - -
Siz ne komut yazardınız ülkeniz veya şirketiniz için ❓


