İngiliz futbol takımlarından Newcastle United’ın başına 1991 sezonunda Osvaldo Ardiles geçer. Takımın durumu hiç iyi değildir ve arka arkaya yenilgiler almaktadır. Yeni teknik direktörün bu durumu düzeltmek için denediği farklı antrenman tekniklerinden birisi de “Gölge Oyun” dur. İlk 11 sahaya dizilir ve topu santraya diker. Karşılarındaysa… Hiç rakip yoktur. Ama onlar karşılarında rakip varmış gibi normal oyunlarını oynarlar.
"Halfdecentfooty" hesabının videosuna dayanan, benim de "demarkegarage" hesabının Türkçe paylaşımı sayesinde, daha da doğrusu Sevgili Kaptanım Profesör Dr. Alp Yücel Kaya ’nın işaret etmesiyle haberdar olduğum bu hikâyeye devam etmeden önce, Gölge Oyun konusunu açıklığa kavuşturmak isterim. Benim de antrenörlükte kullandığım bir yöntemdi ve çok yararını görmüştüm. Voleybol gibi topla oynanan sporlarda, gözünüzü toptan hiç ayıramadığınız için bir “aptallaşma” söz konusu olur. Top bizi hipnotize eder:
👉 “Bilişsel karar alma“ mızı engeller.
👉 ”Sezgisel hareket etme” mize neden olur.
Nasıl mı? Futbolda kanattan top gelecekken, kendini kaptırıp rakip kalenin içine kadar koşar futbolcu. Oraya artık pas atılması imkânsız olduğu halde, sezgilerini dinleyerek koşar. Oysa bilişsel kısmı devreye sokabildiği an durur ve penaltı noktası üzerinde bekler.
🧨 Doğru Karar Alma
Yılın son günlerinde hedefi tutturmak için telaşla DAHA FAZLA yapmak gerektiğini söyler sezgilerimiz. Sonuç/Hedef/Çıktı bizi hipnotize eder. Oysa bilişsel olarak “durup” bir değerlendirme süresi ayırıp, ne yapmamız gerektiğini gözden geçirmek gerekir. Gol atmamızı sağlayacak şey koşmak değil, doğru pozisyon almaktır.
🧨 Değişim
Sezgi karşıtı bilişsel hareketler konusunda insanlara davranış değiştirtmek çok zordur çünkü topa ya da hedefe odaklanırsın ve alıştığın şeyi yapmaya devam edersin. İşte bu noktada Gölge Oyun devreye girer, Ardiles’in rakipsiz oyununu ben topsuz olarak uygulardım. Filenin iki yanında takımlar yerini alır ve hayali servisle oyun başlardı. Olmayan topu görebilmenin tek yolu da sizden önceki oyuncunun hareketlerini doğru okumak olduğundan, herkes oyun içinde bambaşka bir şeye odaklanmaya ve ister istemez “düşünmeye” başlardı.
Hikâyeye dönersek, yine Gölge Oyun çalışılan bir gün Newcastle’ın o zamanki oyuncusu Lee Clark topu alır ve Kevin Scott'a pas vererek oyunu başlatır. Karşılarında bir rakip olmadığı hâlde topu geri paslarla kendi kalelerine doğru taşırlar, çünkü alışkanlıkları öyledir. Scott gerideki Watson'a pas verir, o da topu kaledeki Tommy Wright'a gönderir... Ama Tommy tam o anda kaleci eldivenleri giymekte olduğundan topu tutamaz ve gol olur!
Teknik direktör Ardiles, kafası ellerinin arasında “Beyler gerçekten ayvayı yemiş durumdayız! Rakip yok ve biz 1-0 geri düştük!” diye haykırır 😊
Evet yeni yıla az kaldı. Bireysel olarak da takım hâlinde de hiçbir şeye yenik başlamayacağımızdan emin olmanın tam zamanı değil mi?
🧨 Takım Çalışması ve Liderlik
Bireysel olarak kendi kendimize sormamız ve kendimizi “kazanan” gibi hissetmediğimiz alanlara müdahale etmemiz gerek. Takımlar içinse bu çok daha zor çünkü tek bir kişinin istemesi yetmiyor, işin püf noktası:
.Hep Birlikte
.Ve Aynı Anda
…harekete geçmek.
Hiçbirimiz başarısız olmak istemiyoruz, ama ancak takımımız kadar başarılı olabiliriz. Bizim kazanan olmamız yetmiyor, takımımızı da değiştirmemiz… Yani liderlik etmemiz gerekiyor.


