Yeni işinizdeki ilk gününüz. Erkenden gidip ofisin kapısından içeri giriyorsunuz ve karşılamadaki hanımefendi sizi tanıyıp “hoş geldin, hayırlı olsun” diyerek içeriye kadar eşlik ediyor. Yanınızdan ayrılmadan önce de “Hayri Bey yeni arkadaşımız işe bugün başlıyor, size emanet” diyerek sizi tanıştırıyor.
Ardından Hayri Bey sizi masasına davet edip önüne oturtuyor, çay söylüyor ve ne mezunu olduğunuzu, daha önce çalışıp çalışmadığınızı soruyor. Size şirketi anlatıyor, burada işinizin kolay olmayacağını ama çok şey öğreneceğinizi... Alışmanın birkaç hafta alacağını, sonrasının zaten daha kolay ilerleyeceğini.
Siz çayınızı içerken diğer mesai arkadaşlarınız da teker teker gelmeye başlıyorlar. Afyonu henüz patlamadığı için asık suratlı olanlar da var, güler yüzle günaydın diyenler de. O esnada mülakatta tanıştığınız yöneticiniz de ofise giriş yapıyor ve sizi odasına davet ediyor. 10 Dakika kadar konuşuyor sizinle. Ardından yaşça size yakın bir kişiyi odaya çağırıp tanıştırıyor ve onunla birlikte açık ofise gidiyorsunuz.
Genç arkadaş diğerlerinin masalarını tek tek ziyaret ederek sizi tanıştırıyor. Tur bittikten sonra masanıza kadar da sizinle gelip programların açılışını hızlıca gösteriyor. En sonunda masanızda yalnız kalıyor, ekranın karşısına geçip çantanızı da yanınıza koyarak yavaş yavaş yerleşmeye başlıyorsunuz.
---
Nasıl, ideal bir “ilk adım” senaryosu oldu mu? ☺️ Doğrusu ve iyisi budur çünkü, yeni başlayan böyle karşılanır. Ancak benim size sunmak istediğim konu işe uyum değil, o ilk gündeki “takım” etkisi. Neden mi böyle bir gündemim var? Çünkü yarın voleybolla ilgili bir konuşma yapacağım 🏐🏐🏐
Konuşma, kurulduğu 1990 yılından beri yenilikçilik ve yönetişim alanında öncülük eden ESBAŞ - Ege Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş ‘de olacak. ESBAŞ, üyeleri arasındaki sosyal ilişkileri güçlendirmek amacıyla yıllardır turnuvalar düzenliyor ve bu sene ilk defa #voleybol da başlıyor. Tüm geliri Türk Eğitim Derneği’ne bağışlanacak olan bu turnuvanın açılış konuşmasına da sağolsunlar eski bir voleybolcu olarak beni davet ettiler.
Yarınki başlığım “Bir Kurumsal Başarı Reçetesi Olarak VOLEYBOL”.
İş hayatında bir kurumu başarılı kılan, bireysel ve kollektif #yetkinlik lerin ne kadar çoğunun voleybol takımı içinde yaşandığını anlatmak... Değil “yaşatmak” hedefim 😊
(Umarım herkes spor ayakkabıyla gelir)
Girişte yer alan ilk adım öyküsü de işte bu reçetenin bir parçası: Soyunma odasına girdiğinizde doğrudan bir takıma dahil oluyorsunuz. İşteyse bir departmana, bir göreve, bir yöneticiye bağlı pozisyona geldiğimiz kesin; ama acaba bir “takım” ın da içinde de buluyor muyuz kendimizi?
Ya eğer bütün cevaplar bu soruda gizliyse?
ESBAŞ’ta olanlar için yanıtı yarın... Ama ya siz ne düşünüyorsunuz? İş yerinizde kendinizi bir takımın parçası olarak mı hissediyorsunuz, yoksa yalnızca çalışan olarak mı? Bize kendimizi takımın parçası olarak hissettiren şey özünde nedir sizce?
İlk fırsatta sizinle de birlikte voleybol oynamak dileğiyle 😊
MERAKLISI İÇİN EĞİTİM NOTLARI
İŞE UYUM - KARŞILAMA
Seçme-yerleştirme süreçlerine büyük para ve zaman harcıyor, mümkün olan en iyi kişileri şirketimize katmak için çaba sarf ediyoruz. Ama ya işe uyum süreci? O kadar özenle seçtiğimiz kişi ya şirkete adım attığı ilk anda kendini kötü hissetmeye başlıyorsa?
İlk intibalar yeni tanışan kişiler için de kurumlar için de çok önemlidir. Kötü bir ilk adım sürekli olarak akıntıya karşı kürek çekmeye benzer, olumlu geçirilen ilk birkaç saatten sonra ise orada edinilen iyi hisler bizi bir sonraki adıma güzellikle taşır. İşte bu nedenle “karşılama” süreçleri son derece iyi tasarlanmalı ve hiçbir şey şansa bırakılmamalıdır.
BİR TAKIMIN PARÇASI OLMA
Her ne kadar karşılama ve işe uyum süreçleri önceden tasarlanabilecek şeyler olsa da, “takım hissi” asla öyle değildir. Yeni bir ortama girdiğinizde ornın havasını, orada bulunan kişiler arasındaki dinamikleri çok hızlı bir şekilde görürsünüz. Ve eğer yeni geldiğiniz ortam birliktelik değil kavgayla çekişmeler üzerine kuruluysa, orada işe girdiğiniz için hemen pişman olursunuz!
İşte bu nedenle kurum ve yöneticilerin asıl büyük gayreti takım olma hissine harcamaları gereklidir. Bu his uzun zamanda ve güvenle oluşur; yani zorlamaya veya hızlandırmaya gelmez. Kurum kültürünün çok büyük etkisi vardır, ama tek başına kurum kültürü de değildir o hissi oluşturan.
Takım olmak için neler yapmak gerektiği uzun bir anlatı gerektirir. Biz onun yerine kısa yoldan gidelim ve neler yapmamak gerektiğine dair birkaç örnek verelim 😊
✍Takım içindeki kişiler arasında oluşabilecek çıkar çatışmalarını, işleyiş sistemini doğru kurgulayarak en baştan hâlletmek.
Örnek: Voleybolda kimin sahaya çıkacağına antrenör karar veriyor. Yani benim yedek kalmamın “suçlusu” takım arkadaşım değil. Çıkar çatışması benimle yönetici arasında…
✍Kurallar herkes için ve aynı oranda geçerli. Takım kurallarını esnetemezsin, yorumlayamazsın, yöneticin senin için kuralları eğip bükemez.
Örnek: Voleybolda antrenman gün ve saatleri bellidir. Geç kalırsan ceza alırsın. Tekrarlanırsa takımdan atılmaya kadar gider. Bu durum antrenörün/yöneticinin sana taktığı anlamına gelmez; senin bu takımda kalmak için yeterli çabayı sarf etmediğindir sorun.
✍Kimse kimseye bağıramaz, kimse kimseyi yargılayamaz. Ama geri bildirim hepimizin yararınadır.
Örnek: Voleybolda maç bitene kadar her sayıdan sonra sahanın ortasında toplanılır. Sayıyı kazansan da kaybetsen de… Hep birlikte, beraber ve güçlü kalınır. Taktikle ilgili birkaç şey fısıldayabiliriz birbirimizin kulağına, ama o kadar.
Maçtan sonraki ilk antrenmada ise etraflıca konuşuruz olan biteni. Heyecan geçtikten sonra, akılcı ve mantıklı bir yaklaşımla, bir sonraki maçta hepimizin yararına olacak şekilde. (geri bildirim)
✍ Kurumunuzu veya departmanınızı bir TAKIM ‘a dönüştürmek
✍ Yeni başlayanları işe uyum sürecini yönetmek
…konularında şirket eğitimi almak ya da Serkan Özizmir ile 1/1 çalışmak ister misiniz?


