Dinlemek - Takım Kurarken
[iletişimi yönetmek] {takımın kuruluş aşaması] [takım başarısını arttırmak]
Takım çalışması yaptığımız büyük şirket toplantılarında, bizim bir noktada mutlaka çember olmamız gerekir. 100 Kişiyi hayal edin: Nizami, herkesin yan yana durduğu ve birbirini görebildiği bir insan çemberi.
Benzer çemberlerin kurulduğu bir başka ortam daha vardır, neresi bilir misiniz? Anaokulu 😊 Çocuklarımız da daha küçücükken çember yapmayı öğrenirler. Çok da komiktir çünkü yerinde duramayıp dans edenler veya kendiliğinden bir şarkı tutturup söyleyenler olur o mutlu çemberlerde…
Peki neden takım çalışmasında çember kurarız? Çünkü çemberler herkesi bir arada görme ve birbirini hashtag#dinleme ortamıdır. Dinlemek de takımların kuruluş aşamasındaki en etkili adımdır. Hiçbir şey dinlemek kadar hızlandırmaz takım olma hissini, çünkü birinin söylediği lafı dinlemek ona saygı göstermenin en net ifadesidir. Takımın temelinde de işte o saygı yatar.
“Hoşgörü kulağıyla dinle! Şefkat gözüyle gör! Sevgi diliyle konuş!”
Mevlana Celaleddin Rumi’nin bu sözü, takım çalışmalarımızın da sloganı olmaz mı ne dersiniz? ❤
Dinlemek yalnızca bir kavram veya bir yetkinlik değil, başlı başına bir eylemdir. Söz alan takım arkadaşımızı dinlerken konuşmamayı tercih edip, susma eylemini gerçekleştirmiş oluruz. Konuşan kişiye, onun da ötesinde parçası olduğumuz takıma saygımızı ve aidiyetimizi ifade eden de işte bu dinleme eylemidir. Aktif dinlemenin takımların performansını arttırdığı ve güven ilişkisinin kurulmasında etkili olduğu bilimsel araştırmada* da yer almaktadır.
Bir takımın yalnız parçası değil de aynı zamanda kurucusuysak, dinlemenin yanında herkesin birbirini duyabileceği doğru ortamı kurmak da bizim görevimizdir. Çünkü herkes çok iyi niyetli olsa dahi, eğer düzen kurulmamışsa 100 kişinin olduğu bir ortamda kakafoni bir anda başlayıverir ve bir daha asla durmaz!
İletişim düzenini kurma görevine ben “divan başkanı” adını veriyorum. Yöneticilik değil dikkat ederseniz, çünkü burada takımı değil, sadece iletişimi yönetmek söz konusu olan. Verilmiş bir gündemi yürütmekten ve isteyenlere hem sırasıyla hem de adil şekilde söz vermekten sorumlu olan kişi anlamında. Tarafsız olacağına güvenilen, en muteber, o topluluğun en saygın üyesi seçilir divan başkanlığına…
Takımlarımızda da durum aynıdır, bir araya geldiğimiz andan itibaren iletişimi yönetecek birine ihtiyaç duyarız. İş hayatımızda toplantıları yönetici organize eder. Bu şekilde verimli bir toplantı yapmak mümkündür; ama ya toplantının gerçek bir takım çalışması olmasını istiyorsak? İşte o zaman yöneticinin münazaraya dahil olmaması gerekir.
Yöneticilik şapkası ile divan başkanlığı birbirine karışmamalıdır.
Takımın ilk adımında divan başkanını, yani o toplantıyı kimin yöneteceğini belirledikten sonra, sıra iletişim kurallarını netleştirmeye gelir… Ki onu da başka bir gün mutlaka konuşuruz 😊
Ne dersiniz, büyük büyük çemberler kurmaya ve bu çemberlerin içinde keyifle konuşup, birbirimizi dikkatle dinlemeye hazır mıyız?


